24 Şubat 2010 Çarşamba

Karma -3 करमा

Telafi Yasası
Telafi Yasası doğanın her alanında işler. Bir tohum çatlar ve ulu bir ağaç yeşerir. Benzin yanıp imha olur, ama orada ısı vardır. Telafi yasası dengeyi korur ve huzur, doğada eşitlik ve uyum sağlar. Hiç kimse, bu amansız ve karşı konulamaz yasaya direnemez. Eğer negatif bir edimde bulunursanız, karşılığında bunun kötü meyvesini alırsınız.
Eğer bireysel hayatı fiziksel bedenin doğumu ile başlayan ve onun ölümüyle sonlanan, izole bir olay olarak alırsanız, hayat meselelerine doğru bir açıklama ya da bir çözüm bulamazsınız. Bununla birlikte, tüm ruh-yaşamla karşılaştırıldığında, sizin şu anki hayatınız hiçbir şeydir. Bir anlıktır, yalnızca bir parçacıktır. Bir şeyin sebebini ya da evveliyatını her bulmak istediğinizde, sonsuz ruh-yaşamın derin meselelerine gitmeniz gerekecektir. Telafi yasası tüm ruh-yaşamı kapsar. Yaşam bu fiziksel bedenin çözülmesiyle bitmez. Reenkarnasyon vardır. Sayısız önceki yaşamlar da olmuştur. Ruhun yaşamının en geniş görünümünü dikkate almanız gerekecektir. O zaman çizgi iyice net olur. O zaman, hayatın bütün çapraşık ve karmaşık meselelerine mükemmel, tatminkar bir çözüm bulacaksınız; o zaman, şikayete ya da dövünmeye ya da yanılmaya yer olmayacaktır.

17 Şubat 2010 Çarşamba

Kleşa Mara (3. engel)

kitaptan alıntı:
"Mara"lar yani "engel"ler hakkında; 4 engelden bir diğeri...
Kleşa mara güçlü duygularla nitelendirilir. Basit bir duygu ortaya çıkacaktır ve sadece bunun belirmesine izin vermek yerine panikleriz. Düşüncelerimizi, daha büyük duygular yaratan bir hikaye halinde dokuruz. Bu huzursuz duygumuzla sadece bir tür netlik içinde oturmak yerine, bunu iyice körükleriz. Düşünce ve duygularımızla bunu alevlendirir, sıcak tutarız; gitmesine izin vermeyiz.
Her şey darmadağın olduğu ve belirsizlik, hayalkırıklığı, şok, sıkıntı hissettiğimiz zaman, geriye kalan net, yansız ve canlı bir zihindir. Fakat biz bunu görmeyiz. Bunun yerine, iki cephe arasındaki tehlikeli bölgede olmanın belirsizliğini ve huzursuzluğunu hisseder ve bu duyguyu büyüterek, her şeyin ne kadar kötü olduğunu ilan eden pankartlarla sokakta yürüyüş yaparız. Her şeyin yanlış olduğu konusunda bizimle hemfikir olan bir ordu toplanana dek, her kapıyı çalarak insanlardan dilekçeler imzalamasını isteriz. Meditasyon vasıtasıyla öğrendiklerimizi unuturuz. Gerçekten güçlü duygu ortaya çıktığı zaman, tutunduğumuz bütün doktrinler ve inançlar kıyaslanınca bir şekilde acınası görünür, zira duygular çok daha kuvvetlidir.
Böylece büyük bir açık alan olarak başlayan şey bir orman yangınına, bir dünya savaşına, patlayan bir volkana, bir gel-git dalgasına dönüşür. Bizler duygularımızı kullanırız. Biz onları kullanırız. Onlar esaslarında sadece canlı olmanın cevherinin bir parçasıdırlar, fakat onların olmalarına izin vermek yerine, onları alıp üstünde durduğumuz zemini yeniden kazanmak için kullanırız. Onları, aslında olup bitenleri hiç kimsenin bilmediğini ve hiçbir zaman da bilmeyeceğini öne sürmeye çalışmak için kullanırız. Onları her şeyi güvenli, önceden tahmin edilebilir ve tekrar gerçek kılmaya çalışmak, hakikaten neyin gerçek olduğuna dair kendimizi aldatmak için kullanırız. Sadece bu duygusal enerji ile oturup geçmesini bekleyebiliriz. Suç atma ve kendimizi haklı çıkartma çabasına hiç gerek yok. Bunun yerine, daha gerçek hissedilmesi için duygunun üstüne gazyağı döküyoruz.
Yine burada da, bu süreci bir sorun veya engel olarak görmemiz gerekmez. Eğer bakıp bu duygunun vahşiliğini görebilirsek, sadece kandimizle arkadaş olup kendimize karşı yumuşamaya başlamakla kalmaz, fakat bütün insanlarla ve gerçekten bütün canlılarla da arkadaş olmaya başlarız. Bilmemenin verdiği bu belirsizlik, sıkıntı ve acı içinde yaşamak istemediğimiz için bu aptalca şeyi nasıl tekrar ve tekrar yaptığımızın farkına vararak, kendimiz ve başkalarına karşı gerçek bir merhamet duymaya başlarız; çünkü neler olduğunu ve her şey darmadağın olduğunda nasıl tepki verdiğimizi görürüz. İşte kılıcı bir çiçeğe dönüştüren bu farkındalıktır. Görünüşte istenmeyen ve çirkin ve sorunlu görünen işte böylece bizim öğretmenimiz olur.

Pema Chödrön, "Her şey darmadağın olduğunda" sf. 74-75, Okyanus Yayınları

Skandha Mara (2. engel)

kitaptan alıntı:

"Mara"lar yani "engel"ler hakkında; 4 engelden bir diğeri...

"Skandha mara" birden desteksiz kaldığımız zaman verdiğimiz tepkidir. İyi olan herşeyi kaybettiğimizi hissederiz. Yuvadan atılmışızdır. Bundan sonra ne olacağına dair en ufak bir ipucu olmadan boşlukta süzülürüz. (.....) O zaman kendimizi yeniden yaratırız. Olabildiğince hızlı bir şekilde benlik kavramımızın sağlam zeminine geri döneriz. (.....)

Bütün dünyamız paramparça olur ve bize bu büyük fırsat verilmiştir. Ancak, esas bilgelik zihnimize bu şekilde kalmasına izin verecek kadar güvenmeyiz. Buna alışkanlık olarak verdiğimiz tepki kendimizi -hatta öfkemizi, dargınlığımızı, korkumuzu veya şaşkınlığımızı- geri almayı istemektir. Böylece, sanki kendimizi mermerden yontuyormuşuz gibi o katı, yerinden kıpırdatılamaz kişiliğimizi yeniden yaratırız.

Bu mara bir trajedi ve bir melodramdan ziyade, bir komedi haline benzer. Tam yüreğimizin açılmasına izin vererek bir şeyi hakikaten anlamak üzereyken, tam açıkça görme fırsatına sahipken, kabarık kaşlı ve kocaman burunlu bir Groucho Marx maskesi takarız. Sonra kendimizi salıvermeyi veya gülmeyi reddederiz, bakarsınız kim bilir neyi keşfediveririz.

Yine bu sürecin bir sorun veya engel olarak görülmesi gerekmez. (.....) Neler olduğu ve bundan sonra neler olacağı hakkında sorgulayıcı veya açık olmamıza izin verebiliriz. Kim olduğumuz kavramını geri kazanmaya çalışmak yerine, esas bilgelik zihni olan yalnızca bilmeme zihnine dokunabiliriz.

Pema Chödrön, "Her şey darmadağın olduğunda"sf. 73-74, Okyanus Yayınları

Devaputra Mara (1. engel)

kitaptan alıntı:
"Mara"lar yani "engel"ler hakkında; 4 engelden bir diğeri...
"Devaputra mara" zevk aramakla ilgilidir.
(.....) Devaputra mara hepimizin acıdan kaçmaya nasıl bağımlı hale geldiğimizin iyi bir tanımıdır. Acı ortaya çıktığı zaman, tekrar ve tekrar onun üstünü kapatacak şeylere uzanmaya çalışırız. Belki içeriz veya uyuşturucu alırız ya da sadece sakız çiğneyip radyo dinleriz. Hatta canlı olmanın sıkıntılı, nahoş ve içe işleyen yönlerinden kaçmaya çalışarak meditasyonu bile kullanabiliriz. (.....) Acıdan kaçmanın ve zevk aramanın sonsuz yolları var elbette.
Ne var ki zevk aramayı bir engel olarak düşünmemiz gerekmez. Zevk aramak daha ziyade acının karşısında ne yaptığımızı gözlemek için bir fırsattır. Bu rahatsızlığımızdan ve merkezden uzaklaşmamızdan kaçınmak yerine, yüreğimizi bu dünyada bu kadar bedbahtlığa neden olan insan ikilemine açmaya başlayabiliriz. Bir devaputra okunu bir çiçeğe dönüştürmenin yolunun yüreğimizi açmak ve nasıl kaçmaya çalıştığımızı görmek olduğunu kavrayabiliriz. Müthiş bir şefkat ve netlikle ne kadar zayıf olduğumuza bakabiliriz. Bu şekilde çirkin görünenin aslında bilgeliğin kaynağı ve bizim esas bilgelik zihnimizle yeniden bağlantı kurmamızın bir yolu olduğunu keşfedebiliriz.

Pema Chödrön, "Her şey darmadağın olduğunda"sf. 72-73, Okyanus Yayınları

5 Şubat 2010 Cuma

Karma -2 करमा

Aksiyon-Reaksiyon Yasası (etki-tepki yasası)
Eğer aksiyon varsa, mutlaka reaksiyon da vardır. Reaksiyon eşit kuvvet ve aynı türden olacaktır. Her düşünce, tutku, hayal, duygu bir reaksiyona yol açar. Erdem kendi mükafatını getirir; ahlaksızlık da kendi cezasını. Bu tepki yasasıdır. Tanrı ne kötülüğü cezalandırır, ne de erdemliliği ödüllendirir. Kendi karmalarıdır ödül ve/veya cezayı getiren. Hiç kimse suçlanmaz.
Bu kanun her yerde sürekli kesinlikte ve bilimsel doğrulukla çalışır. Aksiyon-reaksiyon yasası hem fiziksel hem zihinsel düzeylerde işler.

3 Şubat 2010 Çarşamba

Yama Mara (4. engel)

kitaptan alıntı:
"Mara"lar yani "engel"ler hakkında; 4 engelden biri...
Ben belki bütün mara'ların ölüm korkusundan doğduğunu düşünüyorum. Fakat yama mara'nın kökü özellikle buna dayanıyor. Bildiğimiz samsara* açısından iyi bir hayattan bahsettiğimiz zaman, nihayet bunu derleyip toparladığımızı kastederiz. Nihayet iyi bir insan olduğumuzu hissederiz. İyi niteliklere sahibizdir, barışçılızdır ve üstümüze oklar fırlatıldığı zaman dengemizi kaybetmeyiz. Bir oku nasıl bir çiçeğe dönüştüreceğini bilen biriyizdir. Kendimize dair çok iyi duygular hissederiz. Nihayet bütün noksanları tamamlamışızdır. mutluyuzdur. Hayatın bu olduğunu düşünürüz.
Eğer yeterince meditasyon yaptıysak veya yeterince koştuysak ya da mükemmel beslendiysek, herşeyin mükemmel olacağını düşünürüz. Fakat uyanmış olan birinin görüş açısından, bu ölümdür. Bunda hiç temiz hava yoktur. İçeri bir şeyin girmesi ve bütün bunlara müdahele etmesi için yer yoktur. Deneyimimizi kontrol ederek anı öldürüyoruzdur. Bunu yapmak kendimizi başarısızlığa mahkum etmektir, zira er veya geç kontrol edemediğimiz bir deneyim yaşayacağızdır: Evimiz yanacak, sevdiğimiz biri ölecek, kanser olduğumuzu öğreneceğiz, gökten başımıza tuğla düşecek, birisi bembeyaz giysimizin üstüne domates suyu dökecek veya gözde lokantamıza gidecek ve kimsenin hiç bir şey ısmarlamadığını ve yemeğe yedi yüz kişinin geleceğini öğreneceğiz.
Hayatın esası meydan okumasıdır. Bazen tatlı, bazen acıdır. Bazen bedeniniz gerilir, bazen gevşer veya açılır. Bazen başınız ağrır, bazen kendinizi yüzde yüz sağlıklı hissedersiniz. Uyanmış birinin görüş açısından, bütün noksanları halledip herşeyi derleyip toparlamak ölümdür, çünkü bu bir çok temel deneyiminizi reddetmenizi gerektirir. Yaşama böyle yaklaşmakta, bütün kaba noktaları ve aksaklıkları, hoş pürüzsüz bir yol halinde düzleştirmeye çalışmakta saldırgan bir şey vardır.
Tümüyle canlı, tümüyle insan ve tümüyle uyanık olmak, sürekli yuvadan dışarı fırlatılmaktır. tam anlamıyla yaşamak her zaman iki cephe arasındaki tehlikeli topraklarda olmaktır, her anı tümüyle yeni ve taptaze yaşamaktır. Yaşamak tekrar ve tekrar ölmeyi istemektir. Uyanmış birinin görüş açısından, yaşam budur. Ölüm sahip olduklarınıza tutunmayı istemek ve her deneyimin sizi onaylamasını, sizi tebrik etmesini ve size kendinizi derlenip toparlanmış hissetmenizi sağlamaktır. Onun için yama mara'nın ölüm korkusu olduğunu söylesek de, gerçekte o yaşam korkusudur.

*samsara: süregiden doğum-ölüm döngüsü

Pema Chödrön, "Her şey darmadağın olduğunda"
sf. 75-76, Okyanus Yayınları