2 Eylül 2011 Cuma

Yoga Felsefesi: Bir Önsöz -2

Yoga kelimesi, kullanılmış, yanlış kullanılmış, kötüye kullanılmıştır. Kimilerine göre, o geçmişten kalan değerli bir yadigârdır. Diğerlerine göre, korkutucu anıştırmaları barındırır. Yoga popüler bir kelimedir ve aynı zamanda da eski bir kelimedir. Patanjali, -esasında Samkhya* metafiziğinin dolaylı bir sistemleştirmesi olan- kendi yoga felsefesini tasarlamadan çok önce, yoga terimine pek çok kutsal Hindu yazılarda ve Budist edebiyatta atıfta bulunulmuştur. Bu karışıklık, yoga teorisine parça parça yaklaşımdan kaynaklanmıştır. Yogasanalara verilen önem (çok da gereklilerdir), yoga felsefesi ve metafiziğinin dışta bırakılmasıyla, uzun vadede yoganın bir vücut geliştirme metoduna indirgenmesine yol açmıştır. Bugün insanlar, yogik hayat yaşamanın, inzivada gibi asosyal yaşamak ve kendinden vazgeçmek demek olan tatsız anıştırmasından ötürü yoga teriminden kaçınmaktadır. Yoga hakkındaki en yaygın yanlış anlamalar halen almış başını gitmektedir ve bunların bazıları ciddiye alınmayacak denli çocukçadır. Her şeye rağmen, bu yanlış yorumlamalar ortamının yok edilmesi ve yogik değerlerin tekrar ortaya konması gerekir.
İnsan, burada bir klişeyi tekrar edersek, felsefî bir hayvandır. Aslında, o mükemmellik için açlık ve susuzluk duyan tek hayvandır. İnsanoğlunun geçmişi gösteriyor ki, tüm hastalıklardan özgür bir yaşam sürmek için her aşamada sosyal, politik ve dini kurumlarımızı mükemmelleştirmeye uğraşmış, Çözümlenemez'in idraki ve tetkiki için kendimizi adamışız. Yoga felsefesi bu sonuca yöneliktir, ama işleyişleri insan kişiliğinin tüm seviyelerinde reçetelenmiştir. Yogik felsefe, ruhun meskeni olarak bedenin zihin kadar önemli olduğunu göz önünde bulundurur, ki fizyoloji psikolojiyle eşit ilgi ister. Bedensel disiplinle başlayan yoga sistemi, zihnin pek çok farklı çabalarını intizama sokarak, zihinsel tutumun dönüşümüyle devam eder. Ancak, sağlam bir bedenle dinç bir zihnin bütünleşmesinden sonra, kişisel ruhla evrensel ruhun o ince sentezine ulaşılabilir.
* Samkhya: 6 klasik Hint felsefe okulundan biri.
YOGANIN DİNAMİĞİ, BÖLÜM 1 -AÇIKLANAN YOGA Swami Satyananda Saraswati

11 Ağustos 2011 Perşembe

Deniz Kağan Güner

Dünden bu yana çok şey değişti.

Hava soğudu, ağustos sıcağı yüzünü eylül rüzgârlarına, sonbahar yağmuruna, gözü okşayan parlak ışığa döndü. Kediler ferahlayıp hareketlendiler; karıncalar koşuşturuyor. Yapraklar düşmeye başlar birazdan. Bugün etrafta şemsiyeler boy gösteriyor. Bunlar rutin değişimler elbet. Sanki bizi pek etkilemiyor gibi. Çoğumuz hiç aldırmıyor bunlara. Çünkü onların ruhunda başka fırtınalar esmekte. Hem çaresizlik çöreklenmiş yüreklerinde. Böyle olanlarla beraberim dünden beri.

Bir anne oğluna sarılamayacak artık. Erkek kardeş kiminle paylaşacak en derin duygularını? Babanın kolu kanadı kırık, sanki çocuk olmuş gözleri. Bir de bizler varız; dünyamızı terkeyleyen o adamın tanıdıkları, okul arkadaşları, dostları, öğrencileri, iş arkadaşları, dernek arkadaşları,.. onu sevmeyen biri yok hiç. Ama hakikaten böyle. Hani derler ya, "yeryüzüne inmiş bir melek"; işte Kağan onlardandı.

Tuhaf tesadüf, Kağan'ın annesi yakın dostum L.'nın sınıf arkadaşı. Hiç kopmamış bir dostluk. Dün ikimiz onlara ziyarete gittik. Morallerimiz yükselsin, sevgiler sarsın her yanımızı, iç dökülsün, gözler derinlere baksın... Kağan hepimizi toparladı, bir araya geldik, onun güzelliklerini saymaya hacet yok ki! İnançlı olmak tek yapılacak şey gibi o an.

Sonra, gece yağan yağmur çakan şimşek bugüne hazırladı hepimizi. Kaynayan yaralara merhem olmak ister gibi serin ıslak bir gün bugün. Karacaahmet Mezarlığı'ndan yürüyüp o yepyeni güzel Şakir'in Camisi'ne geldik. Yılların beyazlaştırdığı saçlarımızla dünmüş gibi tanıdık birbirimizi orada bekleşirken. Sanki okuldayız yine, bekliyoruz, öylece dikildik duruyoruz ortalık yerde, sanki Kağan'ı bekliyoruz. Orada o anne, o baba, o kardeş herkesi metanetle, misafirperverlikle ağırlıyorlar. Yakalarımızda takılı gülümsemesi can dostun. Gözleri yeni doğmuş gibi parlak. Sonra bu koca adamın çocukları var. Büyücek olan kızı, oradaydı; rasgelemedim göremedim. Oğlu ufak daha buraya gelmek için.

Hava pırıl pırıl, hafif bir esinti, arasıra atan damlalar. Gözlerde beliren yaşları, dağlı yürekleri dindiriyor.

Öyle bir gündü bu. Bazıları için hiç geçmeyecek. Bazıları için arasıra "hey gidi!" dedirtecek. Kimileri belki hiç mi anımsamayacak?

Değişti Kağan. Belki bugün yüzümüze düşen damlalardı, belki yansıyan parlak ışıktı, göğe uzayan ulu selviydi o... Hem hiç de değişmedi. Yayıldı içerimize, evrenin zerrelerine karışıp bir oldu, bizle bir oldu; yalnız bu bizim pek alışık olmadığımız bir algı çeşidi. Şimdi onu beş duyumuzla algılayamaz olduk. Beş duyu bu dünya için var tabii. Esasında tam gerçek olan boyutta algılamaya başladık biz Kağan'ı. Şimdi onun enerjisini hissedebiliyoruz, dinlemeyi bilirsek içimizde duyuyoruz onu. Biliyorum ben bunu. En yenisi annemden biliyorum. Babamdan biliyorum. Tattım ben bunu evvelden, önceki sevdiceklerimin terk'inden tanıdık bana bu.

Artık Kağan Londra'da, Kağan Kıbrıs'ta, Kağan İstanbul'da, değil. Kağan heryerde; ama en çok yüreğimizde.

22 Haziran 2011 Çarşamba

Yoga Felsefesi: Bir Önsöz -1

Oldukça heyecanlı bir çağda yaşıyoruz, insan krallığında sürekli revolüsyon olan bir çağ. Bilimler teknolojik bir çığır açtı ve medeniyet maddi zirvesine ulaştı, insan düşünüşünde de büyük bir devrimle hem de. Freud'cu psikoloji, neo-Freud'cu grup uzantısıyla birlikte, insan kişiliğinin yeni boyutlarını gösterdi. Biyolojide, fizikte, kimyada, astrolojide, astronomide, ahlakta, felsefe ve psikolojide bilginin yeni ufukları açıldı.
Tarihin kuşbakışı görünüşü, her bir çağdaki adamın, içinde yaşadığı çağın yegâne olduğunu hissettiğini bize gösterir. Yine de, 20. Yüzyılın, gelişmeyi geri dönüşü olmayan bir noktaya taşıdığı tartışılmaz. Hal böyleyken, insanoğlunun faydalanabileceğinden daha fazlası için koşturmaktansa, gelişme vasıta ve semerelerini koruması ve sağlamlaştırması çok daha gereklidir. Zihinsel bir reform, teknolojik reformla doğru perspektifte iyi niyetle denkleşmelidir.
Tam da burada, eski değerlerin canlanması için bir ihtiyaç kuvvetle hissedilir. Olaylar değişirken, değerler değişmez kalır. Yani, iyi bir hayat ve ahenkli bir gelişme için aslolan şey, halen esastır ve sosyal, politik ve ekonomik dünyadaki değişimlerden bozulmamıştır. Hakikat, güzellik ve iyilik farklı yorumları olan, yine de insanoğlunun nihai uğraşları olarak kalan ideallerdir.
Yoga, hem felsefesinde hem tekniğinde, bu ideallere erişmek
için vasıtadır. Bu nedenle, günümüzün en zaruri ihtiyacı, yogayı unutulmaktan kurtarıp insana ait bilgide hakettiği görkemli yerini ona geri kazandırmaktır.
YOGANIN DİNAMİĞİ, BÖLÜM 1 -AÇIKLANAN YOGA Swami Satyananda Saraswati

1 Mart 2011 Salı

Yogimtrak.

Şöyle bir genelleme var etrafta; yogi yorulmaz, yogi hastalanmaz, yogi her daim neşelidir, yogi üşenmez, üşümez, üzülmez, vs... burada şehirliler "yogi" derken esasen etraftaki yoga hocalarını kastediyorlar. Arada epey bir fark olduğunu biz hocalar pekâlâ biliyoruz. Hem de birçoğumuzun gönül yarası zaten, yogi olunur mu? Yogi mi doğulur? Olabildim mi? Olamadım mı? Olabilir miyim?

Geçen hafta boyu süren grip nöbetim esnasında bir kere daha bunlar üşüştü aklıma. Hatta "ben nasıl hasta olurum ki?" diye "diğerleri"nden kendimi bir güzel daha üste yerleştirmek üzere olduğumu fark ediverdim... "U" dönüşü yaptım. Bir yoga hocasının yaşamı nasıldır şehirde? Buradaki misalden yola çıkarsak, ben hastalanınca ne yaptım, yapmadım? Elbette işimin gereği bildiğim bir takım yogik yöntemler uyguladım. Hiç ihmal etmediğim yogi çayını, masala çayını bol bol içtim, her sabah ve her akşam bir tatlı kaşığı zencefil, zerdeçal, tarçın ve baldan oluşan karışımı sıcak (kaynar değil) suyla yuttum. Her sabah cala neti (burun ve geniz temizleme tekniği) uyguladım. Bunlar kesmediğinde aspirin plus C'den içtim bir iki; baktım iyiye gidiş yok, kötüye gidiş mevcut, hain gribe karşı en en en son silahımı kuşanarak, yogi değil yogimtrak halimle yuttum antibiyotiği. Meyveyi ve sebze çorbalarını eksik bırakmadım. Sonunda geçti. Grip süresince, yogik metotların bana kazandırdıkları pek yabana atılmamalı; mesela ateşim çıkmadı, burnum tıkanmadı ya da akmadı, öksürük ancak son birkaç gün uğradı. Fena değil bence.

Bu gribe keçi lakabı verilmiş. Herkesten ayrı bir rivayetler silsilesi. Dikkat et, 20 gün sürdü bilmem-kimde; aman iyileştim deyip çıkıyorsun, sonra tekrar alaşağı ediyor; kızımı gece vakti hastaneye kaldırdım abla; derse gelemiyorum hocam serum takıldı bana; kocama serum verdiler de öyle iyileşti;... keçi denilmiş, çünkü inatçı, çünkü dayanıklı. Şimdi bu bendeki neydi bilemem, tek marazası, her yerimin kırılıp dökülmesi ve dolaşan ağrılar, halsizlik.

Yogimtrak yaşamımın bu bitap günlerinde zihinsel tutumlarımı, kalıp düşüncelerimi tarttım. Gücümün arttığı kimi günler fırsat bulup yapamadığım ufak tefek işlerimi hallettim. Dinlenmeye gayret edip, uslu uslu evde kaldım 6-7 gün boyunca. Hiç değilse ortalığa çıkıp bendeki mikrobu yaymadım sokaklarda. Direneceğime -biraz geç de olsa- kabullendim ve söz dinleyip "adı lazım değil"den yuttum sonunda.

Yine bu dönem, bir kez daha zihin-psikoloji-fiziksel bedenin ayrışamaz bütün halinde bulunduklarının göstergesi oldu. Hassas bir konu var hayatımda son aralık ayından beri, pek çoğunuzun bildiği, ama artık olup- bitti diye rafa kaldırılan. Annem. Onun dünyamızdan ayrılışı. Olup- biten, ölüp- giden, yitip- kaybolan. Ben bile kendimin merkezinde yoğuşarak dersten derse koşar, sosyalliğimin doruklarında dolaşır ve hayhuya kendimi kaptırırken; bir güzel unutu- unutuveriyorum anacığımı dünya gözümle artık göremeyeceğimi. Sesini dünya kulağımla işitmeyeceğimi. Teninin kokusunu filan unutuveriyorum sanki. Sanki. Hâlbuki tek başıma yatağa uzanmışsam, uyku da hemen uğramıyorsa, hele de bu son sefer ki gibi uzun yatak istirahatindeysem; bir hüzündür, bir suçluluklar silsilesidir basıveriyor. Geçen gece işte, hastalığın ruha da işleyişiyle, tek başımayken olmadık bir kitabın, olmadık bir yerinde başladım zırlamaya. Oldukça uzun bir ağlama nöbeti. S. geldiğinde yanıma, sızlandım ona, pek çok toplumlarda, hele de eskilerde, insanlar yas tutarlar. Böylece o gidiş oldu- bitti olmaz, herkes de insanı büyük ihtimal karalar bağlamış görünce ona göre davranır, hassasiyet gösterir, ölüm böylece hayatın içersinde yer bulabilir, ölüm elle tutulur bir gerçek olarak yaşanır.

Bu öldü- bitti dönemimle beraber alttan alta hayatımda yer alan bir kaç hastalık, direnç düşüklüğü eğer oldu- bitti'ye gelmeseydi, yine de olur muydu? Bilemem. Ancak şu yaşıyor olduklarım hep bana gösteriyor ki, bedenim düşüncemin ürünü, bedenimle var olurken "ben", kalp acıları bedenimi de tutuyor. Sağlık da ondan, hastalık da.

Geçen bir hafta bir güzel durdurdu beni. Düşündürdü beni. Ara verdirdi yaşamıma. Yaşantıladıklarıma yenilerini eklememe mahal bırakmadı. Her fenomen gibi, bunun da yaramaz tarafları kadar, yarayan kısımları da mevcuttu. Galiba en güzeli doya doya ağlamaktı. Ve böyle zor bir dönemden geçerken, fazla yara bere almamı engelleyen yogimtraklığın verdiği anlayış açıklığıydı.

1 Ocak 2011 Cumartesi

Samadhi: Yogik Eforun Zirvesi -5

Her bireyin, günlük hayatın fırtınalarını dengeli bir zihinle karşılayabilmek için, bu hünere ihtiyacı vardır. Uzun çalışma saatlerinden sonra bile, yorgun düşmeyecek denli güçlü olmalısınız. Eğer dinleniyorsanız, yorgun hissetmişsinizdir; yemek yiyorsanız, açlık hissetmişsinizdir; ilaç almışsanız, hasta hissetmişsinizdir. Bedeni tanıyın, onun kanunlarını ve kanun-yapıcısını. Yemeden, uyumadan, vs, yaşamak mümkündür, ama bu ancak samadhiye ulaştıktan sonra olabilir, ondan önce değil.
Samadhi, doğru şekilde "arzulananın içtenlikle tamamlanması" olarak addedilmiştir. Samadhiyi yalnızca bir pratik olarak almıyoruz. Daimi samadhiye ve onu canlandırmaya ulaşmak için gayret etmeliyiz. Bizimki, "çabasız ve isabetli" samadhi denilenden olmalıdır.
Modern insan birtakım bilimsel hurafeler geliştirmiştir. Bunlardan kurtulmalısınız. Doğru düzgün incelemezsek, her bir fikir bizim için geçerlilik bulabilir. Günlük yaşamınızda yogayı kabul edin. Yoga bir yaşam biçimidir, yarının kültürüdür. İllâ, bir tapınağa gitmeniz veya Tanrı'nız üzerine meditasyon yapmanız gerekmez; her nerede hissederseniz, orada ulvi bir itidalle idrak edin.
Dünyevi başarılar için de yogayı alışkanlık edinmelisiniz. Dünyevi tutkularınızı tatmin edecek ve ruhsal susuzluğunuzu giderecektir. İster, sağlıklı olmak için, ister mutlu bir evlilik hayatı için, ya da refah veya ruhsal aydınlanma için olsun, yoga size yardım edecektir. Yoganın başlangıç noktası, mukaddes kişilere ve iyi kitaplara eşlik etmektir. Onun zirvesi samadhidedir. Yoga çalışmazsanız, daima huzursuz kalacaksınız. İçsel yapınızda hep yanlış bir şeyler olacaktır. Duygusal, adalesel ve zihinsel gerginlikleri gideren ilk, nihai ve tek tedavi yoga çalışmaktır. İşte yalnız o zaman, tüm gerginliklerden özgürleşip, neşeyle ve sevinçten uçarak "Mutluyum, mutluyum, mutluyum!" diye haykıracağınız seviyeye ulaşırsınız.
YOGANIN DİNAMİĞİ, BÖLÜM 1 -AÇIKLANAN YOGA Swami Satyananda Saraswati