3 Aralık 2014 Çarşamba

Şenpa Sendromu "Kalmayı Öğrenmek" -3-

Pema Chödrön’den “şenpa” kavramı üzerine...

Asla kökenine varamayız, dün akşam bahsettiğim uyuz gibi. O olayda söz konusu olan köken, sahiden huzursuzluğu deneyimlemektir. Kaşıntıyı deneyimlemeliyiz. Şenpayı deneyimlemeliyiz, ondan sonra, bunu dışa vurmamalıyız.

Dışa vurmama işine kaçınmak diyeceğim. Ayrıca, ruhsal öğretilerde buna “feragat” de denir. Bu ilginçtir, çünkü, feragat için kullanılan Tibet sözcüğü “şenluk”tur ve “şenpanın altını üstüne getiren” anlamına gelir. Feragat, yiyecekten, ya da seksten, yahut ilişkiden, veya, her ne ise ondan feragat etmeyi kastetmez. Şu terim vardır: bu hayata bağımlı olmamak, dünyevi şeylere bağımlı olmamak. Gerçekten, şeylerin kendileri değildir söz konusu olan, şenpadır burada bahsedilen. Feragat edeceğimiz şey ya da kaçınacağımız şey şenpanın kendisidir.




Feragat, şenluk, şenpayı alt üst eden anlamına gelir, ya da onu sarsalayan. Garip olan şu ki, şenpayı hakikaten terk etmenin yolu yoktur. Biri size belli bir şekilde bakar veya, haydi yalnızca yüzleşirsek, belli bir şarkı duyarsınız, belli bir koku duyarsınız, belli bir odaya girersiniz, ve bum! Hele de travmatik temeli bulunuyorsa. Ve bilirsiniz ki, onun şimdiyle hiç bir alakası yoktur. Yine de, o oradadır işte: o istemsizcedir.

resim: Filiz Unat

17 Kasım 2014 Pazartesi

sayıklamalar

pek çok meditatör bilir...
"hey! o kadar çalışıyorsun da; pek değiştiğin söylenemez. neye yarıyor? hem aya mı gideceksin sonunda? sonu neye varacak?"
deyiverir birileri.

böyle bir şeyi ilk duyduğunuzda şunlardan biri içinizden kabarabilir:
"haklı olabilir mi? neye çabalıyorum ki?"
"dışardan anlamasan da olur. içimi bir ben biliyorum. gittikçe daha barışıyorum... seninle bile!"
"yalan değil! ancak bunca çalışırsam senin durumuna gelebiliyorum dostum. maalesef."
"ben neden bunu farkedemedim?"
"bilmiyorum."
...
varılacak bir yer var mı? o ay mı? amaç mı? aydınlanma mı? amaç, demek umut demektir. öyleyse an'da varolmanın mümkünatı yok.
şu an sorularını algılıyorum;
galiba entellektüel cevaplar üretiyorum;
sana cevap versem?.. vermesem?..

artık an'da değilim.

an'da olursam... ay'dayım.
an'da olursam... güneş'teyim.
an'da olduğumda... kalbimdeyim.
an'da olabilirsem... ne olur bilmiyorum.
an'dayken... olduğum gibiyim; seni olduğun gibi görüyorum; her şeyi tam olduğu gibi görebilirim...


foto: umâ



12 Kasım 2014 Çarşamba

"Şenpa Sendromu" Kalmayı Öğrenmek -2-

Pema Chödrön’den “şenpa” kavramı üzerine...

Eğer pratiğini yapan birisi varsa, ve herkes kendi üzerinde çalışıyorsa, mesela manastırda olduğu gibi, harika bir durumumuz vardır, çünkü herkes bununla çalışıyordur. “Şenpanı gördüm!” demenize gerek kalmaz. Ki, böyle yaptığınızda, size saldırmaları muhtemeldir. Pek bir kimse de, onun illa gösterilmesinden hoşlanmaz.
Bununla beraber, kimileri şöyle başlayabilir, “Bende görürsen, kulak memeni çek, ya da herhangi bir şey”- ve sıklıkla partnerler birbirleriyle bunu yapacaklardır- “ve ben de sende görürsem aynısını yapacağım. Veya, sen kendinde görürsen, ben de bunu yakalayamadıysam, ufak bir işaret çak, böylece o tartışmayı sürdürmenin belki de zamanı olmadığını anlarız.” Her zaman tartışmaya devam etmeme gibi bir lüksünüz olmaz, ama en azından biraz olsun prajnanız vardır, egonun karışmadığı saf görüş, ilişkiyi neyin şifalandıracağına ve alan açacağına dair.


Egodan temelini alan, alışkanlık, ise tam tersidir. Her şeyi daha beter eder. Egonun tanımlarından biri şudur: her şeyi daha beter yapan. Çünkü, alanı kendi tarzınızda doldurmak için, bir dürtü hissedersiniz, ya parmağınızla işaret eder, ya da benim tarzımda ortalığı sakinleştirmeye çalışır, ve o noktada her şey durumu daha da beter eder, genellikle.
Bir şekilde, belli bir kaşıma şeklini denkleme dökmeden nasıl alan açılacağını öğrenmek önemlidir.

Bu sebeple şenpanın hakikaten imdada yetişen bir öğreti olduğunu düşünüyorum. O sıkışmadır, o dürtüdür... o, hani şu, dürtüdür. Bu dürtü. Hakikaten bir sürü müptelalıklarınız olduğunu size gösterir, hepimizin müptelalıkları olduğunu. Arka-planda, sabit bir derin zorlanma vardır, belki huzursuzluk, ya da rahatsızlık, yahut sıkıntı.  Ve böylece, o huzursuzluğu dindirmek üzere bir şeyler kullanmaya başlarız.





Mesela, yemek gibi, ya da alkol, ya da uyuşturucu, ya da seks, veya çalışma, yahut alış-veriş, gibi bir şey, her ne yaparsak, belki de ölçülü olsaydı çok zevkli olurdu – yemeğinizi yerken bundan zevk almak gibi. Aslında, ölçülü olduğunda lezzetin derin takdiri vardır, ve hayatınızda buna sahip olmanın bir şans olduğunun. Fakat, bu şeyler bağımlılık özelliğiyle doludur, çünkü, bize konfor getireceği fikriyle onları güçlendiririz. Şu huzursuzluğu gidereceklerdir.
---

Fotoğraflar: Umâ

4 Eylül 2014 Perşembe

"Şenpa Sendromu" Kalmayı Öğrenmek -1-

Pema Chödrön’ün “şenpa” kavramı üzerine okuduğum bir yazısından sonra; -özetle de olsa- bir alıntı- çeviri yapmamaya gönlüm elvermezdi...

---
Sizlere Tibetçe bir kelimeyi tanıtacağım; beraber çalıştığım Dzigar Kongtrul Rinpoçe’nin kayıtlarını dinlemedikçe, bu konuda herhangi bir öğretiye rastlayamazsınız... Dzigar Kongtrul’un üzerimde büyük etkisi var, hayatımda ve öğretilerimde. Ama, en önemlisi, kendi yaşamımda. 

Bu, Tibetçe bir kelime olan: ŞENPA üzerine bir öğretidir. Şenpanın rasgele çevirisi bağımlılıktır. Tibetçe bir sözlüğe baktığınızda tanımı böyledir. Ancak Dzigar Kongtrul’un da ısrarla üzerinde durduğu gibi; “bağımlılık” “şenpa”yı karşılamakta kesinlikle yetersiz kalıyor. Tamamlanmamış bir çeviri; hele de şenpanın bizler üzerindeki etkisinin büyüklüğüne yaklaşamıyor.

Eğer ben çevirecek olsaydım, yerine bir kelime bulmam çok zor olurdu. Yine de birkaç kelime vereceğim. Mesela takılmak olabilirdi. Nasıl takıldığımız.
Diğer bir eşanlamlısı, o yapışkan his olabilirdi. Yahut da geçen akşamki analojiden hareketle, uyuz, beraberindeki o kaşıntı, ve onu kaşımak, şenpa o kaşıntı ve onu kaşıma dürtüsüdür. Yani, dürtü de diğer bir karşılığıdır. O sigarayı içme dürtüsü, çok yeme dürtüsü, bir içki daha dürtüsü, ya da müptelalığınız her neydeyse.

Mesela, şenpanın gündelik hayatta karşılaşacağınız bir örneği. Biri size, manidar bir laf etti ve içinizde bir şey sıkıştı – işte o şenpadır. Sonra o, içinizde bir sarmal oluşturarak, kendine güvensizliğe, başkalarını suçlamaya, ya da onlara öfkelenmeye, kendinizi karalamaya dönüşmeye başlar. Ve eğer güçlü iptilâlarınız varsa, o kişinin sarf ettiği manidar laftan doğan kötü hissi örtmek için, belki de, direk o müptelalığınıza koşarsınız. O manidar sözdür sizi yakalayan, kancayı takan. Başka bir manidar laf sizi etkilemeyebilir, ama yaranıza dokunanından söz ediyoruz – o bir şenpa. Biri sizi eleştiriyor – işinizi, görünüşünüzü, evladınızı- ve, şenpa: handiyse eş-güdümlü doğar.
...
Ayaklarımızın altında zemin bulunmasını istemeye alışık olduğumuz müddetçe, insan deneyiminin, değişken, hareketli, geçici, aldatıcı dünyasına has, altta yatan temel güvensizliğini hissetmemize yol açacaktır.
...
Kaşımanın kendisi de, her ne kadar bunu yapmayı istemesek de, şenpanın bir parçası. Birileri o lafı ettiğinde, ya da o şeyi söylediğinde, gergin bir sıkışmayla başlayan o zincirleme reaksiyonun bir bölümüdür.   
Enteresan olan, onu başkalarında gerçekten çabucak fark etmeye başlamamız. İşyerinde biriyle konuşuyorsunuz. Yüzleri bir şekilde açık ve dinliyordur, ve bir şey söylersiniz –söylediğinizin tam olarak ne olduğundan emin değilsinizdir, pek manidar ya da herhangi bir şey olmasına da gerek yoktur- ama gözlerinin birden bulutlandığını görürsünüz. Yahut, çenelerini sıktıklarını. Ya da hissedebilirsiniz... bilirsiniz, bir şeye dokundunuz. Onların şenpasını görüyorsunuz, ve onlar bunun hiç de farkında olmayabilirler. Sizin cephenizde, o noktada yapabileceğiniz şey, devam edin ve ona onlarla girin, ama bir çeşit prajna* ile, gerçekte neler olduğunu olduğu gibi net görerek, kendi ana konunuza dalmadan ve ayaklarınızın altına zemin koymaya çalışmadan. Onlara olanı görürsünüz.

Hepimizde bir şekilde temel bir zeka bulunur. Gerçekten zekiyseniz ve şenpanıza pek kapılmıyorsanız, duruma her nasılsa bir alan verirsiniz, çünkü, onların tetikleniverdiğini, onların takılıverdiğini bilirsiniz. Gözlerinde görebilirsiniz, ya da beden dilinde, belki hiç dillendirilmeden... ofiste, ya da çocuğunuzda, veya partnerinizde... o noktada yapılacak bir şey yoktur çünkü kapanmışlardır. Şenpa yüzünden kapatırlar: takılmışlardır.
Kendi açınızdan tamamen masumsunuzdur.

Hakikaten yanlış bir şey yapmamışsınızdır, ama orda neler olduğunu fark edersiniz. Bu durum, Budist meditasyonda, nasıl alan açacağınızı esas öğrendiğiniz yerdir. Bir yöntem; sessiz olup tam o noktada meditasyona başlamak, nefesinize gitmek ve orada açıklıkla onlar hakkında bir çeşit merakla ve  onlara bir açıklık sağlayarak bulunmaktır. Belki o noktada konuşma şeklinizi değiştirmeli ve “Bu konuda nasıl hissediyorsun?” demelisiniz. Ve onlar kısaca, “İyi.. mesele yok.” diyebilirler. Ama siz yeterince anladığınızdan orada susmayı deneyerek, belki “Haydi bunu öğleden sonra konuşalım, ya da yarın, ya da herhangi bir şey, çünkü şimdi zamanı değil.” dersiniz.
---    
*Prajñā (Sanskritçe: प्रज्ञाpaññā (Pali) bilgelik, anlayış, sezgi, ya da kavrama berraklığı olarak çevrilebilir. Kimi Budist okullarda, Dört Yüce Gerçekgeçicilikboşlukneden-sonuç zinciribensizlik gibi kavramların doğrudan kavranmasıyla elde edilen bilgelik anlamında kullanılır. Budistlere göre prajna acıları yok edebilir ve aydınlanmanın gerçekleşmesini sağlayabilir.
(prajna'nın ayrıntılı tarifi vikipedi'den)


Fotograflar:Umâ

26 Ağustos 2014 Salı

Korktuğun Yerde Kalabilmek


“Eğitimdeki savaşçılar*, birinin onlara yol göstermesini gereksinirler- bir mastır savaşçı, bir ruhsal dost, o alanı iyi bilen ve yollarını bulmalarına yardım edecek biri...
...
1974’te, Trungpa Rinpoche’ye öğrencisi olabilir miyim, diye sorduğumda, koşulsuz bir ilişkiye girmeye hazır değildim. Fakat, hayatımda ilk kez, öyle faka basmayan birine, zihni bulanmayan birine rastlamıştım. Onun yol göstericiliğinde, benim için de bunun mümkün olduğunu anladım. Ona çekildim, çünkü o manipüle edemeyeceğim biriydi; insanların tripleriyle nasıl başa çıkacağını iyi biliyordu. Bu başa çıkışı, tehditkârlık olarak deneyimledim, ama gayet tazeleyici biçimde. Yine de, bu ilişkiye tam anlamıyla teslim olmak için gereken yeterli güveni ve kişisel maitriyi** geliştirmek yıllarımı aldı. Egoya öyle tehlike arzeden birine yaklaşmak zaman ister.”  




* Budizmde yer alan boddhichitta eğitimi kastediliyor. (Çitta: Zihin, Kalp, Tutum; Boddhi: Uyanık, Tamamen Açık, Aydınlanmış)
 **maitri: merhamet, iyilik.


“The Places That Scare You- A Guide to Fearlessness in Difficult Times”
- Pema Chödrön
Çeviri: Umâ, Fotograf: Umâ.