30 Aralık 2009 Çarşamba

Değişim

Dünyada neyi değiştirmek istiyorsanız, bunu kendinizde değiştirerek başlayın.

---Mahatma Gandhi

Yoganın yeni ufukları -2-

Bugünün dünyasında yoganın oyanayacağı özel bir rolü vardır. Zihinsel ve fiziksel ızdırapları ancak yoga pratikleri giderebilir. Kalplerimize ve yuvalarımıza o neşe getirebilir. Yoga olağandışı öz-disiplin ve davranış kalıplarına ait olağandışı koşullar diretmez. Hayatın iyi taraflarından zevk almayı sürdürürken halen yogi olabilirsiniz; ne de yaşamın yogik yolundayken, dünyevi tutkuları ya da materyalist arzuları tümden bırakmanız illa gerekli değildir. Ancak, kişinin isteklerinin kölesi haline gelmesi de gerekmez.

Samimiyetle yoga çalışanlar bozulmamış kalırlar, ırmak sularının girdaplaşarak karıştığı bir okyanus gibi. Bir yogi duyusal hazlardan zevk alırken, kendini derinden etkilemesine izin vermemeye dikkat eder. Hayatı küçümsemek faydasızdır. Ormana çekilmek ve samadhinin o apayrı ihtişamında mest olmuş halde oturmak meziyet değildir (samadhi: öz-dinginlikte varılan üst-bilinçlilik hali). Kahramanlık, yaşamın arbedesinde terazilerimiz bize karşı aşırı yüklendiğinde bile sarsılmazlığımızı korumakta, ve onca tuhaflığın ortasında bile dinginliğin samadhisine ermektedir.

Sadece sağlıklı hastaları olmasını isteyen doktor, doktor değildir. Tıpkı bunun gibi, yoga da harikalarını eğer yalnız fiziksel ve zihinsel sağlığı yerinde olanlar üzerinde gösterseydi, hayatın şaşırtan bilimi olamazdı; kapsamı çok kısıtlı kalırdı. Yaşamın her türlü koşulunda her insan, son derece rasyonel bir bilim olan yogadan faydalanabilir. Zihinsel ve fiziksel didinmeyle geçen bir günün ardından, çabuk iyileşme gücünü ve zindeliği yerine getirir, dengeye kavuşturur.

Dünyevi insanlar için hayat sürekli bir fedakarlıktır. Görevleri, aile ocağını ayakta tutmak; adakları sosyal, milli ve uluslararası sorumlulukları yerine getirmektir. Bu gerçek bir kez anlaşıldı mı, kişinin hayatı durdurak bilmeyen ağır bir iş yükünün ortasında olsa bile, öz-farkındalık görüşü kararmadan korunabilir.

Hayatın keşmekeşinde kesintisiz faaliyetin de bir bedeli vardır. Endişeler, hayal kırıklıkları ve gerilim, zihnin ve bedenin bitkinliği - bunların hepsi yaşlanma sürecini hızlandırır. Yoga, insanı mahveden tüm bu tesirlere karşı güçlü bir çaredir.

YOGANIN DİNAMİĞİ,
BÖLÜM 1 -AÇIKLANAN YOGA
Swami Satyananda Saraswati

22 Aralık 2009 Salı

Yoganın Dinamikleri -Swami Satyananda Saraswati

Bu değerli kitabı, bölüm bölüm tercüme ederek, blog yoluyla sizlerle paylaşmak istiyorum.

BÖLÜM 1
AÇIKLANAN YOGA

Yoganın yeni ufukları
Rahip olmayan kişilerin, yoga üzerine çok geniş ve sıklıkla enteresan düşünceleri vardır. Ama, bu kadim bilim hakkında biraz bir şeyler bilen ve onunla uygulamalı ilişkisi olanlar bile, çoğunlukla yoganın apaçık gerçeklerini takdir etmekte zorlanırlar. Esasında, bu bölümde yer alan fikirlerden bazıları, büyük ihtimalle yeni ve yoganın en gözde teorilerini söküp atıyor gibi görünebilir.

Bu yeni fikirler neler? İlk olarak, kişinin yoga çalışmak için, evini terketmesi ya da yitip gitmesi zaruri değildir. Artık, sadece münzevilerin ve el-etek çekenlerin yoga çalışmaya uygun olduklarına dair inançtan kurtulmanın zamanı geldi. İkinci olarak, evlilik statüsü, yoga çalışmaya engel değildir. Üçüncü olarak, vejetaryen olmayanların, yeme alışkanlıklarını yoga çalıştıkları için bırakmaları gerekmez. Yoganın asıl hedefi içteki barış ve huzura erişmektir. Buna erişmek için, normal yaşam şeklinizi bırakmanıza gerek yoktur.

Kurtuluşa giden yol, hayatın zorluklarından kaçmak değildir. Hayat denilen savaş alanı asılsız değildir. Bir filozofa bu asılsız gelebilir; onun dünyası düşseldir ve ayakları tam olarak yere basmaz. Yoga pratiktir ve fantastik felsefi uçuşlarla alakası yoktur. Bir an bile bir aile reisinin statüsünün ast, bir rahibin ya da bir münzevinin satatüsünün üst olduğuna inanmayın, ve hiç bir kadının bu hayattaki statüsünün bir erkeğinkinden aşağı olduğunu düşünmesine izin vermeyin.

15 Aralık 2009 Salı

Gayret ve Meditasyon

Daha büyük bakış açısıyla ne kadar temasa geçersek, enerjik sevinçle o kadar temasa geçeriz. Gayret, aydınlanma şevkimize dokunmaktır. O, yolumuza çıkanları takdir ederek onlarla çalışmamızı, edimde bulunmamızı ve vermemizi sağlar. Eğer hepimizin acıdan kaçmaya ve zevk aramaya çalışmasının bütün gezegeni ne kadar mutsuz ettiğini -bunun bizi ne kadar bedbaht kıldığını ve bizi asıl yüreğimizden ve asıl zekamızdan nasıl uzaklaştırdığını- gerçekten bilseydik, sanki eteklerimiz tutuşmuş gibi meditasyon yapardık. Sanki kucağımıza bir yılan düşmüş gibi çalışırdık. Çok zamanımız olduğunu ve bunu daha sonra yapabileceğimizi düşünmek gibi bir mesele olmazdı.

Bir düşünce sona erdiği ve bir başkası başlamadığı zaman, o boşlukta dinlenebiliriz. Tam bu anın o değişmeyen yüreğine geri dönmeyi öğreniriz. Bütün şefkat ve bütün ilham bundan gelir.

-- Pema Chödrön, Her Şey Darmadağın Olduğunda /zor zamanlar için yürekten öğütler, Okyanus Yayınları

10 Aralık 2009 Perşembe

9 Aralık 2009 Çarşamba

Swami Satyananda


Swami Paramahamsa Satyananda Saraswati 5 aralık 2009'da Rikhia/ Hindistan'da "mahasamadhi"ye ulaştı.* Alınan bilgiye göre, lotüs oturuşunda (padmasana) bulunmuş ve son sözleri Swami Şivpur Saraswati'ye "uzandığım kulubemden çiçekleri görüyorum" olmuş.
Rişikeş'li Swami Şivananda'nın en büyük müridlerinden biriydi, Bihar Yoga Okulu'nu kurdu. Pratik ve en az o kadar derin sayısız yayınları ile tüm ekollerden yoga öğrencilerinin ruhuna dokundu. Kendini Bhakti** yogaya adadı ve Rikhia çevresinde 50.000 köylünün ekonomik ve sosyal kalkınmasını üstlendi. Gurudakşina'sını*** tamamladığında, kendi özel pratiğine yoğunlaşmak için ve tüm varlıkların yararına, sosyal yaşamı terketti.
Paramahamsa Niranjanananda Saraswati, -halefi- onun görevini sürdürüyor.
Pek çoğu son yıllarındaki toplantılarında onun mizahından ve bilgeliğinden yararlandı. Onun kutsamalarına şükranla her daim açık kalacağız.

* Mahasamadhi: Bir yogi(ni)nin istençli ve bilinçli olarak ölüm anında bedenini terketmesi; meditasyonda varılan son nokta, en büyük meditasyon.
** Bhakti yoga: İnanç, sadakat yogası.
*** Gurudakşina: Müridin gurusuna ödediği gönül borcu.

“İç ışığınızın daha da, daha da parlamasına izin verin. Çürümüş yaprakaların yitmesine izin verin. Bulutların çekilmesine izin verin. Büyük ışığın hakimiyetine izin verin. Kutsal gücün içinize sevinç doldurmasına izin verin."
- Paramahamsa Satyananda Saraswati (Rikhiapeeth kitabı 2009)


"...Benim kutsal gurum sana teşekkür ediyorum, benim zayıflığıma ya da güçlülüğüme aldırmadan beni her zaman kabul ettiğin ve sevgi ve kutsamalarınla sardığın için teşekkürler."
- Swami Yogasagar, 7 Aralık 2009

7 Aralık 2009 Pazartesi

Mevlâna- Su Felsefesi

BİR AN İÇİN SEN SU OLDUĞUNU DÜŞÜN;

Su denli özel, su denli yararlı ve su denli çok, tükenmez... İnanıyorum ki gerçekten de öylesin. Ama ister çeşmelerden dökül, ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak; dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın. Yani seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın. Unutma daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin, gürültünün parçası olursun yalnızca!... Suyun yanında olanlar suyu en az içenlerdir. Çünkü"Su nasılsa burada, gerek yok ki suyu kana kana içmeye" diye düşünürler.. Tıpkı, sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi! Ormandaki hiçbir hayvan, ırmağın gürültüler koparan yerinden su içmeye çalışmadı şimdiye dek. Hepsi, hep sabahın en sakin anini bekledi; suyun durgun yerlerini bulabilmek için. Gittiler ve sakin sakin gereksinimlerini giderdiler. Onlar için en uygun olan kendi istedikleri zamandı. Sen hep bir su olduğunu düşün. Su gibi güzel, su gibi vazgeçilmez... Ve su gibi yasam kaynağı olduğunu düşün. Ama su gibi yaşatıcı ol. Su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil!.. Suysan tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma, ocaklarını söndürme; sana "felaket" denmesin! Suysan bir bardağa sığabil ki damarlara girebilesin!..

Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi yararlı, su gibi gerekli ve su gibi bitmez tükenmez olduğunu da unutma. Ayrıca su gibi sakin olabileceğin gibi, su gibi de "kıyametler" koparıcı olabileceğini unutma... Vadiler varken önünde ve ovalar varken, yayılabileceğin küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini ve bardaklara bölebiliyorsan, yasam verirsin çevrene. Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen, korkulan ve kaçılan olursun seller, afetler gibi. Tercih elindeydi hep ve hep "senin" ellerinde olacak... Ya tutmayı öğreneceksin dilini ya da hiç durmadan konuştuğun için, yalnızca bomboş ve anlamsız sesler çıkartan birisi olduğunu zannettireceksin çevrendeki insanlara! Ama yapman gereken su değil mi? Düşüneceksin ne zaman ne söyleyeceğini. Düşüneceksin kimin dinleyip dinlemediğini, kimin anlayıp anlamadığını.

Düşüneceksin anlatmak istediklerinin ne kadarını anlatabildiğini... Hatta anlayanların anladıklarının da senin anlattıklarının ne kadarı olduğunu düşüneceksin... Konuşmak için en uygun zamanı bekleyecek, en az ama en uygun sözcükleri seçmeye çalışacaksın... Yolcuların, önceden aldıkları biletleri ceplerinde olduğu halde, saatlerini kontrol ederek, zaman yaklaştığında, vapurun kalkacağı iskelede hazır olmaları gibi, sen de fikrini bildireceğin kişinin " kıyıya yanaşmasını" bekleyeceksin!.. Demeyeceksin " Ben canim isteyince giderim iskeleye, vapur da o saniyede gelmek zorunda!.." Demeyeceksin " Ben aklıma geleni geldiği biçimde söylerim. Karsımdaki de değil duymak değil dinlemek, anlattığımdan bile fazlasını anlamak zorunda.." Keşke öyle olsaydı. Keşke hakli olsaydın, ama maalesef değil... Ağzını açıp "Şelaleden dökülen suyu" içmeye çalışan bir tavsan gördün mü hiç?... Ya da önüne çıkan ağaçları bile sürükleyen bir selden susuzluk gidermeye uğrasan bir ceylan gördün mü? Kaplanlar bile içebilmek için suyun durulmasını bekler; beyni olan her canlı gibi!

Haydi... Sen simdi " su olduğunu" düşün ve kendini " su gibi " hisset... Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararlı... Su gibi yaşam kaynağı ve su gibi bitmez tükenmez olduğunu anımsa... Ama yine su gibi " küçük bir bardağın içine" sığdır ki kendini girebilmeyi öğren insanların damarlarına.

Yaşam ver... vazgeçilmez ol!