30 Mart 2010 Salı

biraz hikaye...


mehmet kutlu, seramik atölyesi, sezonun ilk günleri/sonbahar


sonradan panoya kurban giden büstü çalışmaya çalışıyorum o sıra!



ve meşhur yogi mantarlarına yakın bakış. çamur zemindeki beyaz uzantılarla tutunuyorlar ve besleniyorlar.

çalışmam süresince ahimsayı* korudum, hiç birini kasten zedelemedim.
panoyu fırınlayabilmek için kurumaya bırakmam gerekti, o esnada onlar da farklı bir boyuta geçiş yaptılar. alt sırada soldan 2. yoginin başı mantarlarla oldukça kalabalık :D

* ahimsa: /sanskritçe/ yogada zarar vermeme ilkesi, şiddetsizlik.

29 Mart 2010 Pazartesi

bahar, doğa, çiçekler, heyecan ve sanatla


Istanbul, Sıraselviler, Alman Hastanesi Bahçesi, "Mulan manolya", mart sonu, yaprak döken manolya... baharın müjdecilerinden.

Güney-batı Çin'den yayılmış bu ağaççık, pek çoğumuzun daha aşina olduğu yaprak dökmeyen ve mis gibi kokan iri beyaz çiçeklerini yaz ortasında veren türünden daha ufak, yaklaşık 4m. boyunda. Batı dünyasında bir çok zaman Japon manolyası olarak tanınıyor. Yeşil yaprak tomurcukları patlamadan evvel, kupkuru dallar üzerine kondurulmuş mumlar gibi açıyorlar.
Bu erken bahar günlerinde dolaşırken farkındalığınızı yüksek tutun derim ;)



Istanbul, Harbiye, Mehmet Kutlu seramik stüdyosu...

Bu sabah yoga çalışmalarım, kısa bir kahvaltı, ve erken bir misafir sonrasında Mehmet'e gittim. Seramik fırınından çıkartmayı sabırsızlıkla beklediğim "aydınlanma yolcuları"mın son halinin merakıyla dolup taşarak. Bu, 2009 sonbaharında başlayıp, ancak tamamladığım bir rölyef pano.

Orada, Tibet'in başkenti Lhasa'da, Dalai Lama'ların yaşam mekanı Potala Sarayı'nın pek bilinmedik bir bölümünden bahsediyorum. -Şu anki 14. Dalai Lama (Tenzin Ghatso) maalesef orada yaşayamıyor. Muhtemelen biliyorsunuz, Tibet Çin işgalinde olduğundan, Dalai Lama Hindistan'ın kuzeyinde Dharam Sala'da kalıyor.-
İşte o Potala Sarayı'nın arkasında küçük bir göl var. Ve içinde bir tapınakçık: Lukhang. Dalai Lama'ların spiritüel çalışmalarını yaptıkları yer Lukhang Tapınağı. Ben henüz göremedim burayı; ancak tesadüfler eseri varlığından haberim oldu. Bu tapınağın duvarlarında freskler bulunuyor. Bir bölümünün konusu, aydınlanmaya giden yol. Yogilerin çeşitli duruşları resmedilmiş.
Bu sezon, yaz boyu niyetlendiğim rölyefe başlama kararıyla, bu freskin uygun olacağını düşündüm. Çalışmaya başladım, ve kısa bir ara vererek meditasyon inzivasına katıldığım haftadan sonra döndüğümde artık rölyefim hayat bulmuştu: üzerlerinde mantarlar bitiyordu. Öyle küf filan değil, basbayağı şapkaları olan krem rengi en uzunu 5 mm. civarında bildiğimiz mantarlar. Ve çamuru şekillendirme aşaması bitene dek hiç eksik olmadılar, kimi büyüyor, kimi yeni türüyor, kimi kuruyup büzüşüyor. Tüm atölye şaşkın.
Sonra bıraktık içini çeksin. Haftalar boyu. Sonra ilk pişirim. Artık mantarlar dönüşüp bizlerin göremeyeceğimiz hale geldiler. Sonra oksitleme ve sırlama yaptım. Ve geçen cuma son kez fırın. Ve bu sabah yeni bir hayata merhaba.
Bu blogu yazmaya başladığımda özel yazılarıma pek de yer vermeyi düşünmedim. Yoga, sanat ve doğa benim aşklarım. Ve hayatımın bir bütün olarak kalması. Blog başlığıma baktığımda zeminine şu benim çalışmanın bir parçasının nasıl da uyacağını farkettim. Seramikten yoğrulan bir yoga figüründe biten bir mantarcık. Yani sanat+yoga+doğa. Hepsi bir. Onu geçenlerde blog başlığına yerleştirdim, henüz bitmemiş haliyle. Dedim ki, çalışmam kazasız belasız meyva versin. İşte bu heyecan beni bunları paylaşmaya itti.
Bugün renkli 19 yoga figürüyle seramik rölyef bir pano hayata geçti.

19 Mart 2010 Cuma

Yoga ve zihin -3

Raca yoga, bireyin fiziksel, zihinsel ve ruhani güçlerinin farkına varması için dhyana (meditasyon) tekniklerini tasarlayan bir yoga koludur. Meditasyon bilinçdışının saklı, uyuyan ve bastırılmış arzularını boşaltma yöntemidir. İnsanın içinde bastırılmış duygular da bulunur. Eğer bu bastırılımış duygu ve arzular kökünden kazınmazsa, kendilerini kişilik bozuklukları, nevroz, psikoz, sinir bozuklukları ve yüksek tansiyon gibi fiziksel ve zihinsel hastalıklar biçiminde gösterirler. Kendi duygu ve hislerine hükmeden ve önemsiz tutkularının üstesinden gelen bir adam, fani ikametgahını terketme vakti gelmedikçe hiç hastalanmaz.
Birkaç dakikalık meditasyon herkes için bir toniktir. Konsantrasyon süresince zihin gevşemiş hisseder. Meditasyon esnasında, zihni ısrarla tek ve aynı objeye geri döndürme eforu, zihnin enerjilerini boşa harcanmaktan alıkoyarak korunmasına yarar. Bir düşünceden diğerine kaymak ve farklı frekanslarda dalgalar üretmek yerine, bir obje etrafında dönmeye başlar, tek ve aynı frekansta dalgalar üretir. Bu meditasyon çalışması zihinsel enerjilerin tasarrufunu sağlar. Astral bedeni sakinleştirir ve kontrol eder. Ritmik titreşimler ürer, hem bedeni hem zihni dinlendirir. Meditasyon zihni canlılığına kavuşturur. Günün amaçsız, işe yaramayan ve acı veren düşüncelerine dalmaktan doğan kaybı telafi eder.
Dolayısıyla, meditasyon geçmiş deneyimleri temizlemeye yararken, aynı zamanda yenilerinin birikmesini önler. Dünyada algıladığımız nahoş şoklara karşı korunmak için kullanışlı ve akıllıca bir strateji olarak hizmet eder. Hayat, bedeni olduğu kadar zihni de kuvvetlendirerek kazanılması gereken bir mücadeledir. Yoga, beden ve zihne yeni bir kalıp veren ve onları dünyanın fırtına ve hengamesini karşılamaya yetecek denli güçlü yapan, yanan bir ocaktır.

YOGANIN DİNAMİĞİ,
BÖLÜM 1 -AÇIKLANAN YOGA
Swami Satyananda Saraswati

18 Mart 2010 Perşembe

Yoga ve zihin -2

Zihni dizginlemek için dhyana vs. çalışmak zor iştir. Yine de, aralıksız çalışma ve iradeli bir istenç başarı için en emin yoldur. Meditasyonun bir ya da iki günde mükemmel hale gelmesini bekleyemezsiniz. Adayın kendi hatalarından cesareti kırılmamalıdır; amacına ulaşana dek durmak bilmeden meditasyonuna devam etmelidir.
Meditasyon, mükemmel ya da değil, herkes için elzemdir. Neden? Zihin küçük bir su birikintisine benzer ve en ufak bir esinti bile onun yüzeyini karıştırır. Aralıksız düşünce dalgaları yaşlanmaya sebep olan, kuvveti kısa zamanda yavaş yavaş azaltan bir gerilim oluşturur. İnsan yalnızca bir şişe kan, bir et kütlesi ve bir tomar kemikten ibaret değildir; beğeniler ve nefretlerle, ideallerle, inanç ve duygularla doludur. Beşikten mezara kadar yaşam sepetini hoş deneyimlerle doldurmaya çalışır. Böyle olunca, zihni duyumlar, algılar ve fikirlerle fazlasıyla dolu bir sandık odasına dönüşür. Tüm bunlar onun kutsal doğasını ezer.
Eğer bu deneyimler sırf bir yaşamlık olsaydı, zihnin etkilenimlerini temizlemek ve onu tekrar tabula rasa (temiz yazı tahtası) yapmak kolay olurdu. Ancak insan eski yaşamlarının hesaplarını görmek üzere tekrar doğar. Pek çok yaşamın izlenim ve deneyimleri denebilecek, zengin bir anadi vasana (kaynaksız içgüdüler) birikimi ile gelir. Bunların hepsi, onun üstün farkındalığını bloke eder ve verilen yeni hayatında bunları temizlemek onun görevidir.
Bu yüzden, aday, bulunduğu anın olduğu kadar, yakın ve uzak geçmişinin de üstesinden gelmelidir. Aday, yaşam yolunda dikkatinin yalnızca duyusal deneyim kazanmak üzerinde olduğu müsamahakar kısmını geçmiş olandır, ama tutkuların sonu olmadığını farkederek, şimdi geri çekilmeye (çekinik yaşama) ayak basmayı, onları geride bırakmayı diler.
YOGANIN DİNAMİĞİ, BÖLÜM 1 -AÇIKLANAN YOGA, Swami Satyananda Saraswati

17 Mart 2010 Çarşamba

Yoga ve zihin -1

Zihin bedenin en gizemli bileşenidir. Hem zevkin hem acının sebebidir. Bu bilgiyle bile, filozof ve geleceği görenler onu dizginlemekte başarısız kalmışlardır. Zihin tüm bilgiyi alan, yerleştiren ve fiziksel aktiviteleri kontrol eden bir birimdir. Muhtelif kapasitelerde işler. Hem otomatik refleks hareketi, hem düşünüp taşınmalar zihinsel dalgalar yoluyla faaliyete geçirilir. Nörolojik ve frenolojik* araştırmaları hesaba katmadan, zihnin tam işleyişi kavranamaz.
Yaşlı rişilerin** ifadeleriyle kadim yoga bilimi, zihni dizginleme sürecini bize anlatır. Schopenhauer bir defasında, “tutkular sonsuz ve tatmin sınırlıdır” diye yazmış. İsteğin kavrama gücü, elde etmeninkinden daha güçlüdür. Mutluluğu sağlamanın en iyi yolu, istek ve tutkuları en aza indirmektir. Bir istek, bununla ilgili diğer bir isteğe götürür ve bu işleyiş bitmek tükenmek bilmez. Bu doğrudur. Doğulu filozof ve azizler bize yıllarca, zihnin mutluluğun ve acının sebebi olduğunu anlatmışlardır. Zihnini fetheden biri acı ve zevkin erişebilirliğinin ötesine geçmiştir.
Ama, zihin nasıl zaptedilir? Biz, yalnız yoga yoluyla olabileceğine inanıyoruz. Barış yahut özgürlük bu dünyadan öte bir yerlerde değil, düzgün bir zihinsel disiplinle tam burada ve şimdi ele geçirilecek bir şeydir. Yoga üzerine benzersiz bir döküman olan Bhagavad Gita’da, Lord Krişna*** Arcuna’ya: “Zihin ve aklını Ben’e kaynaştır ve hiç şüphe yok ki o zaman benimle bütünleşeceksin” dedi. O halde, Tanrı bizden zihinsel kişiliğimizi ilahi olanla birleştirmemizi istedi.
Üst benliğin farkındalığına varmak için, zihnin aşırılıkları kontrol edilmelidir. Zihin mükemmel şekilde sakin ve durgun olmalıdır. Ancak o zaman, derin konsantrasyon ve tefekküre dalma süresince, ruhun ışığı üstümüze doğar. Basit bir ifadeyle, dhyana –meditasyon ve tefekküre dalma- öz’ü yahut üstün-bilinç algısını farketmek için tek yoldur.

* frenoloji: kafatası bilimi
** rişi: /sanskritçe/ bilge, pir, gaipten haber veren, vs
*** burada Lord Krişna Tanrı’nın temsilidir.

YOGANIN DİNAMİĞİ, BÖLÜM 1 -AÇIKLANAN YOGA, Swami Satyananda Saraswati

15 Mart 2010 Pazartesi

Gönül Çelen




Sevgili Turhan Selçuk;
Babam sayesinde seni tanıdım. Cumhuriyet Gazetesi'nde çıkan çizgi bantlarına hayran(d)ım. Bir yandan diğer yayınlarda izlediğim çizgiler de olsa, o küçük aklım bana seni diretiyordu. Bayılıyordum çizişine, diğer pek çok çizerlere öykünerek resimler yapardım da, bir kez bile seninki gibi çizmeye teşebbüs etmedim.



Yerin bambaşkaydı; yavaş yavaş aklım erdikçe senin karikatürlerinde farkettim erotizmi ve siyaseti ve hayat denen şeyin hem adamakıllı ağır ve hem de gülüp geçilesi olduğunu. Yaşamımda olan bitenler arasında yoga vardı, şeklim başkalaşıyordu, senin kadınlarına benzemek isterdim o sıralar, beri yandan bir erkek gibi özgür olmak... bir de Buddha diye biri girdi hayatıma. Sonraları Abdülcanbaz... hiç tipim değil oysa ki! Ama pekala gönlüme taht kurdu, ilk aldığım çizgi roman albümü de o oldu.
Benim için tarifi çok zor duygular bunlar. Minnet ve şükranlarımı anlatmaktı derdim.
Seni seviyorum Turhan Selçuk.





12 Mart 2010 Cuma

alışkanlıkların doğası

..... her alışkanlık iç özgürlüğünüze vurulmuş bir prangadır.....
Yumuşak Sevişme/ İlhan Güngören/ Yol Yayınları

Bozucu heyecanlara çareler

Heyecanları katalizör olarak kullanmak
..... Heyecanlarımızı dikkatle inceleyecek olursak, bunların müzik notaları gibi çok sayıda bileşen ya da harmoni taşıdığını keşfederiz. Öfke bizi eyleme iter ve çoğu kez bir engeli aşmamızı sağlar. Ayrıca, özünde kötülük taşımayan canlılık ve etkililik gibi yönleri de vardır. Arzu, bağlılıktan farklı olarak mutluluk içerir. Gurur, duraksamayla bağlantılı olmaksızın ve büyüklenmeye kapılmaksızın, kendine güveni içerir. Kıskançlık, yol açtığı sağlıksız doyumsuzlukla karıştırılmamak kaydıyla, hareket etme kararlılığı içerir.
Bu farklı yönleri birbirinden ayırmayı bilirsek, genelde olumsuz kabul edilen bir düşünceyi tanımayı ve onun olumlu yönlerini kullanmayı düşünebilir hale geliriz. Gerçekten de bir heyecana zararlı özelliğini veren, o heyecanla özdeşleşip ona kancayı takan sanal ben'dir. ...... bu ben, zincirleme bir tepkime başlatır; zihnin başlangıçtaki açıklık ve canlılık ışıması bu süreç içinde öfkeye ve düşmanlığa dönüşür......
Dolayısıyla, heyecanlar bize meydan okurlar: Özünde bozucu değildirler ama onlarla özdeşleştiğimiz, onlara bağlandığımız anda bozucu hale gelirler. Daha önce sözünü ettiğimiz, tüm zihinsel olayların kaynağı olan "saf bilinç", özünde ne "iyi"dir ne de "kötü"dür; düşünceler, bizim heyecanın nesnesine yüklediğimiz özelliklere ve onu duyumsayan ben'e bağlandığımız "yerleşme" süreci başladığı anda bozucu hale gelir. Bu yerleşmenin gerçekleşmesini önlemeyi başarırsak, bu süreçte bir dış panzehirin müdahelesine gerek kalmaz: heyecanlar kendiliğinden, taşıdığı zararlı etkileri yok etmeyi sağlayan katalizör gibi davranır. Gerçekten de, bu durumda görüş açısı değişir: denize düştüğümüzde, bize destek olan ve karaya doğru yüzmemizi sağlayan, suyun kendisidir. Yeter ki yüzmesini biliyor olalım, yani heyecanları, onların olumsuz yönlerinin içinde boğulmadan, olumlu yönde kullanabilecek kadar becerikli olalım.
..... Bununla birlikte, bu tür bir uygulama, heyecanların diline karşı güçlü bir egemenliği gerektirir ve tehlikeli olmadığı da söylenemez ..... Bunu başarırsak, zihnin doğasını kavrama konusunda o ölçüde ilerleriz, oysa başarısız olursak, kendimiz öfkenin olumsuz özelliklerine gömülmüş buluruz ve taşkınlığımız iki katına çıkar. Her beceriksiz girişim, alevlerin yeniden canlanmasına yol açar. Usta yelkenci, rüzgar sertleştiği zaman, bütün yelkenleri fora edilmiş teknesini kazasız belasız götürebilir, ama acemi bir yelkencinin tekneyi alabora etme tehlikesi çok büyüktür.

Mutluluğa Övgü (Plaidoyer pour le bonheur), Matthieu Ricard, Doğan Kitap
(baskısı tükenmiş, ancak aşağıdaki linkten halen bulunabiliyor)
http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=117885&sa=55234430

Yoga ve fiziksel hijyen -2


Merkezi sinir sistemi bütün enerjinin deposudur. Bedende aktif olmayan ve aktive edilmesi gereken, gizil merkezler vardır. Asanalar bir ölçüde buna yardımcı olabilirler. Sayıca seksen dört olduğu söylenmekle birlikte, temel asanalar azdır. Bhucangasana (kobra duruşu), şalabhasana (çekirge duruşu) ve dhanurasana (yay duruşu) gibi geri bükülme pozları; halasana (saban duruşu) ve patçimottanasana (sırtı germe duruşu) gibi öne eğilme pozları; ardha matsyendrasana (yarım omurga dönüşü duruşu) gibi dönüş pozları; sarvangasana (omuzda kalkma duruşu), sirshasana (başüstü duruş) gibi ters pozlar – hepsi omurgayı elastik ve çevik tutar. Yoga anatomisine göre, temel nadi (pranik kanal) suşumna, omurgadan geçer. On dört temel nadiden, esas üçü ida, pingala ve suşumnadır. Asanalar omurganın esnekliğini koruyarak ve canlandırarak, arayışçının, onun içindeki psişik geçitten enerjisini serbest bırakmasını mümkün kılar.
Yukarda bahsi geçen şatkarmalar ancak iç organları temiz tutmaya yarar. Merkezi sinir sistemi kendi başına pek önem taşımaz. Bedenin ayrıca endokrin bezleri de vardır: epifiz, hipofiz, tiroid, paratiroid, timus, vs. bu bezler hormon salgılarlar ve onların salgıları kan akışına karışırlar. İşte bu sebeple, yalnızca fiziksel organizmanın gelişmesine yardım etmeyip kişilik yapısını da incelikle etkilemesinden ötürü, bu işleyişi düzgün tutmak elzemdir. Bu yüzden yoga fizyolojik-psikoloji alanına girer. Mudralar, bezlerin ve iç organların canlanmasını amaçlayan doğal egzersizlerdir. Bunlar yoga mudra, maha mudra, maha bheda mudra ve benzerleridir. Mudralar, fiziksel sağlık için gereken yogik tekniklerdendir.

Üçüncü önemli teknik pranayamadır. Çift yönlü etkisi vardır. Fiziksel araçları saf ve iyi durumda tutmaya, ve aynı zamanda, insanın zihinsel-duygusal oluşunun kontrolüne, düzenlenmesine ve kanalize olmasına yardımcı olur. Pranayama, kontrollü, ritmik ve düzenli nefes demektir. Prana, zor kavranan, evrensel, kozmik gücün fiziksel bedendeki kaba tezahürüdür.Tüm hisseden varlıklara hayat veren bu kozmik enerjidir. Pranayama bu yaşam gücünün muhafazası ve dağıtımı tekniğidir.
Solunum sistemi, nefes alırken oksijen çeker, nefes verirken karbondioksit boşaltır. Sistemin oksijenlenmesi, bedeni saf, hafif ve aktif kılar. Solunum bilimi, doğru anlaşılıp düzgün çalışılmadıkça, çeşitli zihinsel ve duygusal çatışmalara ve delişmenkliklere yol açabilecek dengesiz solunum olasılığı doğabilir. Sayısız sevinç ve üzüntüsüyle dünya, üzerimize şiddetle tesir eder ve biz hayatın gerçekçi bir ayarını bulmakta çoğu zaman başarısız kalırız. Prananın insan üstündeki etkisi ve zihinle beden arasındaki ilinti yogada tamamen farkedilmiştir.
Buradan hareketle, yoganın, fiziksel hijyen alanında büyük katkısı, ve bilimsel ve etkili rolü vardır.

YOGANIN DİNAMİĞİ, BÖLÜM 1 -AÇIKLANAN YOGA, Swami Satyananda Saraswati

11 Mart 2010 Perşembe

Brahmamuhurta*

Brahmamuhurta, 04.00-06.00 arası zaman dilimidir; bu erken saatte her şey sessiz ve sakin, uyanmamıştır; atmosfer özel bir enerjiyle yüklüdür; ve zihin taptazedir, henüz bilinç yüzeyi dolmaya başlamamıştır, zihinle ne yaparsanız bunun kalıcılığı da uzun olur. Bu gibi sebeplerle tüm spiritüel çalışmalar ve dolayısıyla meditasyon için en uygun vakit de Brahmamuhurta'dır.

* sanskritçe/ Brahma (yüce ruh)+ muhurta (an, lahza)

3 Mart 2010 Çarşamba

Yoga ve fiziksel hijyen -1

Yoganın psiko-fizyolojik tarafı temel bir önem taşır. Bu kadim bilim, insanı hiç bir zaman sırf biyolojik bir varlık olarak ele almamıştır. Kadim düşünürler, zihnin ve içsel mekanizmanın işleyişini önemle dikkate almışlardır. Bugün, psikoloji de bu temel tarafı kendi araştırma kapsamında kabul etmektedir ve bedenle zihin arasındaki bağdaşıklığı artan ölçüde tanımaktadır.
Böylece, etkinlik alanı ne olursa olsun, insanın gelişimi için bu da aşikar hale gelmiştir; yalnızca sağlıklı bir bedene değil, sağlıklı bir zihne sahip olunması da gereklidir. Her zaman yogada daha yüksek uçuşlar yapılabilmesi için, yoga insanda elzem olan sağlıklı ve tam bir kişiliğin doğmasını amaçlamıştır. Elbette, böyle olunca, Patancali, yoganın mükemmelleşmesi için aştanga yoga tekniğini her iki açıdan da –teknik olarak bahiranga (dışsal) ve antaranga (içsel) diye bilinen- tekrar doğrulamıştır. İlk kategoriye girenler yama, niyama, asana ve pranayamadır. İkinci kategoride sınıflananlar pratyahara (duyuların kontrolü veya geri çekilmesi), dharana (konsantrasyon), dhyana (meditasyon) ve samadhidir (öz-dengede üst-bilinç durumu).
İlk dördü fiziksel hijyenin esaslarıdır. Yama, niyama, asana ve pranayama herkes için fiziksel hijyenin temel taşlarıdır. O zaman, tekrar, hatha yoga altı arınma tekniği tarif eder, şatkarmalar; neti (burun temizliği), dhauti (içsel temizlik), basti (yogik enema), nauli (karın masajı), trataka ve kapalabhati (kafa nahiyesinin arındırılması). Bunların hepsi önemli fiziksel hijyen tekniklerini oluştururlar. Kadim yoga bilimi, merkezi sinir sistemini omuriliğin ve beynin oluşturduğunun tamamen idrakindedir, ve bu sebeple onları sağlıklı durumda tutmaya uğraşır. Yogada, endokrin bezlerinin düzgün işleyişi ve vücuttaki kimyasal reaksiyonlar önemsenir. Dolayısıyla, aday, yaşamda gönüllü ölçülülüğe kendisini içtenlikle bağlar, hayatın temel gerekliliklerini reddetmeye ihtiyaç duymadan (kendi içgüdüsel dürtülerini bastırmaya bile başvurmadan), ve fakat, her zaman bu dürtüleri dönüştürmeye çalışarak, yüksek bir amaç doğrultusunda devamlı ve gayretli bir efor sarfeder.
Buna istinaden, asana, mudra (dengeleyici egzersizler ve iç duruşlar) ve pranayama fiziksel sistemi zinde ve sağlıklı tutmak için izlenen ana tekniklerdir. Bunlar sağlık için temel destekleri oluşturur, yoga için tek bir oturma pozunda uzun ve devamlı çalışma gereklidir.
Asanalar duruşlardır; bunlar yalnız kas sistemini etkileyen fiziksel egzersizler değildir. Yogada, kas gücünün pek önemi yoktur ve beden sadece bir enstrümandır.
Yoga çalışmasında, yorgunluktan, bitkinlikten, miskinlikten vs. kaçınılır. Çaba zihni daima şen tutmaktır. Asanalar, günlük uygulandığında, tüm insan sistemine tekrar güç kazandıran, onu yeniden canlandıran bir tekniği oluşturur.

YOGANIN DİNAMİĞİ, BÖLÜM 1 -AÇIKLANAN YOGA, Swami Satyananda Saraswati